Kişisel gelişim kitapları buğunlerde o kadar çok sayıda ki çoğu zaman elim kitabın konusunun bu olduğunu gördüğümde rafa bile yaklaşamıyor. Nicelik bakımından çok fazla oldukları gibi maalesef nitelik bakımından birçoğu çok düşük kalitede. O yüzden de bu kitabı elime alırken çok tereddütle yaklaşmıştım ama okuduğum için çok seviniyorum. Kitabın özetine ve verdiği mesajlara girmeden önce eklemek istediğim bir şey var: bu kitabın baz aldığı değerli kaynaklardan biri Paulo Coelho’nun “Simyacı” isimli kitabı. Eğer onu okumadıysanız öncelikle onu okumanızı öneririm.

Bu kitapta biraz “Simyacı” yansımaları, biraz da “Tanrılar Okulu” yansımaları olduğu için çok özel veya kişisel gelişim açısından benzeri bulunmaz bir kitap olduğunu düşünmüyorum ama birçok bilgiyi özet kapsüller haline getirip birleştirdiği için okuduğum seylerin çoğunu bir arada görmek hoşuma gitti.

Kitap akıcı, basit dilli ve anlaşılır. Kendisine kamyon çarptığı için yattığı hastanede kendisini terk eden babası ile karşılaşan Jack’in kökünden değişen hayatını konu alıyor. Jack, hastanede tanıştığı adamın babası olduğunu bilmiyor ama babası öldükten sonra kendisine gitmesi gereken yerler ve tanışması gereken kişiler listesi bırakıyor. Bu listeye göre üç ayrı ülkedeki üç ayrı bilge insanla buluşarak birer ay “Bilgelikle yaşadım mı?’, “İyi sevdim mi?”, “Yeterince hizmet ettim mi?” sorularına (ölüm döşeğindeyken cevap vermek isteyeceğimiz “Kapanış Soruları”) cevaplar aramaya başlıyor. Kitap da bu üç kişiden neler öğrendiğini anlatmasını konu alıyor.

Kitabı okumanızı tavsiye ederim ama ben buradan itibaren kısa bir özet de geçeceğim. Spoiler olmasını istemeyenler buradan sonrasını okumayabilirler. Kitabın kendisi de kitaptan hatırladıklarımızı başkaları ile paylaşmamızı talep ettiğinden dolayı, eğer kitabı okumayacaksanız bu yazıyı okumaya devam etmeniz beni çok mutlu eder.

Jack, ilk olarak Roma’da bir papazın yanına, “Bilgelikle yaşadım mı?” sorusunun cevabını öğrenmeye gider. Buradan öğrendikleri ise şunlardır:

  • Hayatımızda birçok zaman sevmediğimiz şeyler kendini tekrar edip durur. Bunun sebebi hayatın sana belirli bir dersi öğretmeye çalışmasıdır. Biz bu dersi öğrenmedikçe sürekli daha da ağır ve trajik şekilde kendini göstermeye başlar ki bu dersi mutlaka öğrenelim. Şaşırtıcı şekilde, bu dersi bir kere öğrenip, gereken şekilde normalde verdiğimizden farklı bir tepki verdiğimiz anda bu sorun kökünden hallolmuş olur ve aynı tipte sorunla bir daha hiç karşılaşmamaya başlarız.
  • İnsanları koşulsuz sev. Bir kimseye destek olmak ve onlari sevmek demek sadece hoşumuza giden şeylerde yanlarında durup onlarla etkinlik yapmak demek değildir. İnsanlar bizim yanımızda her yanlarını ortaya koyabiliyor ve bunun karşılığında yargılanmayacaklarını fark edebiliyor olmalılar.
  • Kendini iyice tanı. İyi yanların kadar kötü yanlarını da kabullen ki onları düzeltmeye başlayabilesin. Kendi potansiyelini keşfedip başarılı olmak da bu şekilde başlar. Kendin olmaktan kaçmayı bırakınca üzerindeki yorgunluk hissi de kalkar, snei gerçekten mutlu eden şeyi bulmaya doğru yol alabilmeye başlarsın.

İkinci olarak Hawaii’de bir sörfçünün yanına gider. Bu sörfçünün yanında da “İyi sevdim mi?” sorusunun cevabını aramaktadır:

  • Sevmek yalnızca “başkasını sevmek” anlamına gelmez. Ayrıca kendini ve hayatı da sevek demektir. Başkasını sevmeye baslamadan önce kendi içimizde bunu başarmak gerekir.
  • Anı yasamaya başladığında kafandan çıkarsın ve bedenin ile çevrendekilere önem veriyor olursun. Bu sayede de etrafındaki seyler seni daha çok mutlu etmeye başlar.
  • Hayatta bir şey ya sevgi için yapılır ya da korku. Her şeyi sevgi için yapmaya calış ve korku ile hareket eden insanları da anlayışla karşılayıp affet. Affetmek bu insanlardan yeniden zarar görmeye açık olmak haline gelmiyor. Yalnızca nedne bunu yaptıklarını (yani bir şeyden korktuklarını) anla ve onlara karşı tepkili hissini koruma.
  • Hayatın devamını tahmin etmeye çalışmak yerine sadece gizemli olduğunu kabul et ve başına iyi şeyler geleceğine güvenerek istediklerin konusunda şüpheye düşme.
  • Karşılıksız iyilik yapmaya çalış. Veren el, alan eldir.

Son olarak, Jack New York’ta bir CEO ile bulusmaya gider. Çok başarılı bir iş kadınından “Yeterince hizmet ettim mi?” sorusunun cevabını öğrenir:

  • Bir işi mutlaka insanlara yardımcı olmak amacı ile yap. Bu, bu işten para kazanamayıp her şeyi bağışlayacağın anlamına gelmiyor. Akıllı olarak hayatı dengeli yaşa, sen olmazsan kimseye yardımcı olamazsın ama aklında mutlaka insanlar için bir şey olmak, onlara bir şey için yardımcı olabilmek olsun. Başkalarına yardımcı olabilmek kadar mutluluk verici bir şey yoktur.
  • Yaptığın işleri sevgi ile yap. İnsanlara nasıl faydalı olabileceğini düşün. Böyle düşünüp, bunun için çalıştığında para kendiliğinden gelir.
  • Mutluluk onu arayan insandan kaçar. Onu düşünemeyecek kadar başkalarına yardımcı olduğunda veya bir şey olmak için emek verdiğinde ise kendiliğinden gelir. Bu, hayatın bir ikilemidir. Başkaları için katma değer katmaya kendini adadığında mutluluk ve başarı kaçınılmazdır.
  • Vizyonunu ifade et. Amacına isim ver ki neye yönelik olarak çalışacağını somutlaştırabilesin. Buna yönelik stratejini geliştir ve neyi, nasıl yapacağına dair kendine bir yol çiz.
  • Son olarak, gururlu anılarını kutla. Haftada bir, hedefinle ilgili çeşitli ilerlemelerini kendine ifade et ki kendini takdir ettikcek kendin için ivme yarat.

 

Bitiriş olarak kitapta kullanılan güzel bir alıntıyı paylaşmak istiyorum:

“Seni şimdi bulunduğun yere getirmiş olan düşünce düzeyi varmayı hayal ettiğin yere götürmez.” Albert Einstein

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s