Bu kitap, ismi yüzünden kısmetsiz olduğunu düşünen Azra Birgen’in başından geçenleri anlatan bir yaz kitabı. Azra, anneannesinin aldığı biletle gemi ile Yunanistan adaları tatiline çıkıyor ama limanlardan birinde inerek Selanik’e geliyor. Burada da, gemide kendisine, inip yaşının tadını çıkarması gerektiğini söyleyen Yunan teyzenin evinde ve onların ailesiyle kalıyor.

Kitap akıcı ve okuması kolay. En beğendiğim özelliği (aslında tek beğendiğim özelliği) kitapta geçen yerlerin tamamının gerçek olması. Jumbo market dediğinde de, Beyaz Kule’nin oradaki Starbucks dediğinde de tam olarak nerelerden bahsettiğini anlayabiliyordum. Gerçek ve çoğunu bildiğim mekanlarda olaylar geçtiği için gözümde canlandırmak da çok keyifli oldu.

Gelelim kitabın geri kalanına… Sorun şu ki, ben bu kitabı begenmedim. Yaz romanlarından beklentimizi düşük tutmamız gerektiğinin farkındayım ama yaz romanı için bile fazla saçma buldum. Her şeyden önce, ana karakter Azra tam bir gerizekalı. Üzgünüm ama hayır, sevimli bir salaklık, minik bir saçmalama, eğlenceli bir delilik değil. Tam bir gerizekalı. Kız kardeşinin dolabına çıplak erkek sakladığını gören kız “Bak sen şu kıza, nasıl da başarmış?” diye düşünmez. Ya da “Hadi uslu uslu oynayın” diyip odadan çıkıp gitmez. Sadece “sevimli bir şapşik” olup da “silme salak” olmayan kız; kısmetinin kapadığını düşünüp gidip adını mahkemede değiştirtmez. Hadi değiştirmek istedi diyelim, hakimenin karşısında öyle gevşek gevşek konuşmaz (konuşamaz). Yeni tanıştığı teyzenin gidip evinde kalmaz. Kaldığı evdeki insanlar onu bir yere götürüyorsa yolda bir nereye gittiklerini sorar. Hadi sormadı diyelim, araba bir yerde durunca kesin bunlar beni insan ticaretine dahil edecekler diye düşünüp saçma sapan arabadan inmemeye çalışmaz. Hiç bilmediği köyün ortasında sırf trip atmak için arabadan inmez. Anlamına bakmadan tutup da Yunanca yazı yazan bir dövme yaptırmaz vs. Örneklere daha da devam edebilirim ama yazarken bile yeniden sinirim bozuldu.

Diğer bir sorun da kitabın yaklaşık son otuz sayfasına kadar kızın çocukla hiçbir özel bağlantısı, birlikte başbaşa gittikleri bir yerler, ettikleri bir sohbet falan yok. Birbirlerini uzaktan kesiyorlar sadece. Ama bir günü birlikte geçirdikleri için şak diye aşık oluyorlar, hem de evlenmeye karar verecekleri kadar. Artık Disney bile prensesleri prenslerle tek görüşten sonra evlendirmiyor. Genelde kız çocukla değil de çocuğun ailesiyle vakit geçirdiği için de romantik bir kitaptan çok aile kitabıydı bence. Son otuz sayfası falan aşkla veya romantizmle ilgiliydi o kadar.

Bu kitabı bana Tüyap Kitap Fuarı’nda ben yeni Sophie Kinsella kitabı bulamadığımda orada çalışan bir kız “Ekin Atalay, Türkiye’nin Sophie Kinsella’sı, buna bayılacaksın.” dediği için almıştım. En kötü Sophie Kinsella kitaplarının bile yanından geçebilecek bir durum yok burada.

 

Bahsettiğim kitabı incelemek isterseniz aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:

0001708400001-1

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s